» Anasayfa / » Kızmayın Akrep Sokar

Kızmayın Akrep Sokar

Bu günlerde havaların biraz soğumasıyla hastanelerde grip teşhis ve tedavisinin arttığı söylenir.

Söylenir de kimse havaların değişmesine kızan bir siyasi, havaların üşütmesini diline dolayan bir yazara rastlanmamıştır.
 

Atalarımız, “Kış, kışlığını, puşt, puştluğunu, kuş, kuşluğunu yapacak” demişler.

Kışın kar yağmasına değil yağmamasına şaşılır.

Bush, Bush’luğunu yapar, yaptıklarından dolayı ona kızmanın anlamı yok.

Yaktığı için ateşe kızılmadığı gibi, soktuğu için de akrebe kızılmaz.
 

Ateşi kontrol altına alırsanız, yakacağı yerde sizi ısıtır da.

Ateş, sizin kontrolünüzde olursa tonlarca demiri havada uçurur, denizde yüzdürür, karada yürütür.

“Akrep sokmaz, tedbirsizlik sokar” demişler.

Uyuşturucu hastalığına tutulan, çevresine hep zarar veren bir kişiyi tedavi etmediğimiz sürece uyuşturucu almaya ve çevreye zarar vermeye devam edecektir.

Hastalıkların en tehlikelisi kibir hastalığıdır.

İlk defa bu hastalığa şeytan tutuldu.

Allah Celle Celalühü, Hazreti Adem’i yaratıp, Meleklere ve İblise “Ona secde edin” dediğinde kendini daha üstün görüp secde etmemiş ve kıyamete kadar kötülüğün öncüsü olmaya devam etmiştir.

Firavun gibi kendini ilah yerine koyan ve kendini Yaratana başkaldırıp “Senin dediğin değil, benim dediğim olur” diyen çağdaş kibir heyulaları akıtıyor kanları ve gözyaşlarını.

Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle bunlar yalnız dünyalıkları isterler.

Vatanında değerli bir şey bulunan hiç bir devlet, bunların saldırısından güvende değildir.

Onun içindir ki 200 devletin gelirinin çoğunluğu savunmaya gitmektedir.

İnkârcılık hastalığına tutulan hepsi, karşıdakini kendisi gibi gördüğünden kimseye, hiç bir devlete güvenmemektedir.

Dost ve müttefikler, birbirlerinin başına çuval geçiriyor, gözünü oyuyor, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmıyor.

Siyasi kurtların sofrasında su konusu var ki, basın, “Su Savaşları”ndan bahsetmeye başladı.

Petrol, altın, elmas, su... gibi değerli kaynaklara mı sahipsin, güvende değilsin demektir.

Sen güvende olmadığın gibi, çocukların ve torunların da güvende değildir.

Hırsız devletler medeniyetin sembolü silahlarla gelirler, ayağının altındaki hazineyi sana kazdırarak çıkartırlar, kendi ülkende seni asgari ücretle kendi malını kazmada çalıştırırlar ve “Aslan müttefikim” diyerek sırtını sıvazlamadan “Niye az çıkardın” diye iki tokat atıp gittiklerinde yüzdeki kızarıklığı başkalarına hava atma nişanı olarak takıp giderler.
 

Peki, çare ne?
 

Uyuşturucu müptelasının tedavisinden başka çare olmadığı gibi, inkâr nedeniyle kibir hastalığına tutulan ve kendini ilah yerine koyan bu adamların Müslüman olmasını sağlamaktan başka çare yok.
 

İslam âlemini yakıp yıkan Hülagu ve askerlerinin çocukları ve torunlarının Müslüman olmasına çalışmışlar ve başarılı olunca kafir dedenin torunları Müslüman olunca Hindistan’ın tamamını, Çin’in bir çok bölgesinin Müslüman olmasını sağlamış Hülagu’nun torunları.

Mahmut Toptaş / Milli Gazete

» Son İçerikler

Etkinlik
Takvimi

Dosya
Arşivi

Bültenler

Üye Olmak
İstiyorum

Online
Bağış